Merhaba. Ben Ahmet Halil. Nam-ı diğer Bebek Şen.

 

Bursa Uludağ Üniversitesi’nde 31 haftalık, 770 gram ve 32 cm olarak 6 Kasım 2006 tarihinde dünyaya geldim. Doktorların doğmadan önce ve doğduktan sonra fazla yaşayamayacağımı söylemelerine, hastanede geçirdiğim 5 ay süresince beyin ve mide kanamaları ve havaleler geçirmeme, tam 120 gün boyunca solunum cihazına bağlı kalmama, fıtık ameliyatı olmama, defalarca kan almama ve binlerce ilaç içmeme, neredeyse yakalanmadığım mikrop kalmamasına rağmen bugünlere geldim.

 

Yemek yemeği hiç sevmediğim için çok yavaş kilo alıyorum. Bir yıldır popomun üstünde emekliyorum ama yürümeye bir türlü cesaret edemiyorum. Dilerseniz benim için acı çekmekten başka bir şey olmayan bu 5 aylık süreyi bir de annemin günlüğünde yazan satırlarla anlatayım size;

  

 

Annemin Günlüğünden;

 

6 Kasım 2006 (1. gün)

Yer Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ömrümün en güzel bileziği kolumdaydı. Mavi bilezik (Süheyla Şen. Canlı. Erkek)

 

7 Kasım 2006 (2. gün)

Annemler uzaktan bir karaltı şeklinde bebeğimi görmüşler. 770 gram doğmuş. Sabah doktordan rica ederek bebeğimin ayak izlerini gördüm. Ağzımız, gönlümüz hep duada.

 

9 Kasım 2006 (4. gün)

Gece yarısı bana belli etmeden annem ve eşim evden çıkmışlar. Fakülteden arayıp kan istemişler. Yavrumun kan grubu da benimle aynı. Sabah 6’da döndüler. Rabbim kan verenlerden razı olsun.

 

10 Kasım 2006 (5. gün)

İlk güzel haberimizi bugün aldık. Yavrumuzu 2 ml. beslemeye başlamışlar.

 

11 Kasım 2006 (6. gün)

Yavrum ilk defa anne sütü aldı. Onun rızkını veren Rabbim, elbet ömrünü de verir.

 

12 Kasım 2006 (7. gün)

Babası Adapazarı’na döndü. Oğlum ile ikimiz ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir tedavi için Bursa’da kaldık. Baban ve ben seni de alıp iki kişi olarak geldiğimiz Adapazarı’na üç kişi olarak dönmek istiyoruz yavrum.

 

14 Kasım 2006 (9. gün)

İlk defa Fakülteye gittim. Yavrumuzu görmemiz mümkün değil. Doktoruyla konuştuk. Seher hanım bebeğimin genel durumunun çok kötü olduğunu, 600 grama gerilediğini, aylarca kalması gerekebileceğini söyledi. Öylece yıkılıp kalıyor insanın omuzları. O koridordan ayrılırken içimden yavruma seslendim. “Annenin geldiğini anladın mı yavrum? Kokumu aldın mı annenin kuzusu? Oradaki en zayıf bebek senmişsin yavrum. Anneciğim, ne olur gitme, biraz daha kal dedin mi? Adını ‘Ahmet Halil’ koyduk. Haberin var mı yavrum? Annen bir kerecik olsun kokunu duymadı. Şöyle bir kucağıma alıp gözlerine bakamadım”.

 

16 Kasım 2006 (11. gün)

Beslenmen 12 ml.ye çıkmış. 700 gram olmuşsun.

 

23 Kasım 2006 (18. gün)

İlk defa uzaktan da olsa görebildim seni. 900 gram olmuşsun. Gözümün önüne geliyorsun hep. Allah’ım ne güzel yaratmış seni, mini minnacıksın.

 

24 Kasım 2006 (19. gün)

Canım yavrum. Bu akşam baban da gördü seni. Fotoğraflarını çekti. Öyle hızlı ki solunumların seni orada öyle görmek hiç mutlu etmedi bizi.

 

28 Kasım 2006 (23. gün)

Bugün senin yan komşunun annesiyle tanıştık. Bebeği (Bebek Akgün) 3,5 aydır orada yatıyormuş. Kadıncağız ilk defa gördü bebeğini. Bakalım bizi neler bekliyor.

 

29 Kasım 2006 (24. gün)

Bugün baban nüfus cüzdanını çıkarmış.

 

3 Aralık 2006 (28. gün)

Mide kanaması geçirmişsin. Beslenmeni kesmişler. Dayan benim güzel yavrum, ha gayret.

 

6 Aralık 2006 (31. gün)

Yavrum tam bir aylık oldun. Daha ne sen bebekliğini, ne de ben anneliğimi yaşayamadık.

 

15 Aralık 2006 (40. gün)

Veee 1 kilo 35 gram olmuşsun yavrum. Nihayet solunumların ile ilgili güzel bir haber aldık. Makinenin derecelerini yavaş yavaş düşürmeye başlamışlar. Bir beyin kanaması daha geçirmişsin. Doktorun bana 40 gündür oksijene bağlı olduğun için senin oradan çıkarken sorunsuz çıkacağını aklımdan çıkarmamı istedi. Ama ben onlar gibi düşünmüyorum. Allah’ın izniyle iyi olacaksın Ahmet Halil’im.

 

16 Aralık 2006 (41. gün)

Yavrum. İçim parçalandı sana bu akşam. Ayağından kan aldılar. Ağladın. Solunumların da çok zor görünüyor. Öyle hayırlı bir evlatsın ki sayende şükretmeyi daha iyi öğrendik.

 

24 Aralık 2006 (49. gün)

Annenin gülü. Seni biraz daha yakından görebildik bugün. Yeni bir mikrop üremen olduğu için iki bebeğin olduğu yan odaya almışlar seni. O mini minnacık parmakların, başparmağımdan az kalın bacakların, kan alınan yerleri kabuklu yara olmuş kolların ve yüzüne güneş vuran o esmer teninle biricik yavrumuzsun işte.

 

25 Aralık 2006 (50. gün)

Yine beslenemiyorsun. Solunumların da çok kötü. Sağ kolunu kaldırıp çırpınır gibi göğsünün üzerine getiriyorsun. İşte o zaman içim titriyor. Anne olduğumu hissediyorum. Senin için duadan başka bir şey yapamıyorum. Ama en ihtiyacın olan da o zaten. Camın ardından “Gözlerini aç anneciğim. Beni hiç üzmedin tatlı yavrum” dedim.

 

28 Aralık 2006 (53. gün)

Göz muayenen olmuş. ROP’un 1. evrede geliştiğini söylediler.

 

29 Aralık 2006 (54. gün)

İlk defa Adapazarı’na geldim. Senin için hazırladığım eşyalara bakıp ağladım. Ama hepsi geçecek inşallah.

 

 

1 Ocak 2007 (57. gün)

Yarabbi. Bugünü nasıl zor geçirdim. Herhalde yavrumun o bakışlarını hiç unutamam. Ben gittiğimde hemşire burnuna hortum sokmaya çalışıyordu. Sen de olan gücünle başını geri iterek, kaşlarını yukarı doğru kaldırıp, gözlerini iyice kısarak karşı koymaya çalışıyordun. Nabzın bir anda 54’e düştü. Hızla perdeyi çekip doktoru çağırdılar. O kadar bitkin düşmüştün ki perdeyi açtıklarında uyuyordun.

 

11 Ocak 2007 (67. gün)

Doktor Okan bey dün gece bir havale geçirdiğini söyledi. Yaşlı insanların yemek yerken dilini damağına yapıştırarak çıkardıkları ağız şapırtısı gibi bir şey yapmışsın. Okan bey prematürelerde bu hareketin havale olarak değerlendirildiğini söyledi.

 

19 Ocak 2007 (75. gün)

Bugün ziyaretçi kapısını açmadılar. Ama harika bir haber aldım. Göz muayenen yapılmış. Evre 1 gerilemiş.

 

26 Ocak 2007 (82. gün)

Ah yavrum. Bir geldiğimde artık bir daha takılmamak üzere o solunum cihazından kurtulduğunu bir görebilsem. Bir yatırabilsen başını rahatça sağa sola. Bir doyasıya seyretsem melek yüzünü.

 

19 Şubat 2007 (106. gün)

Bugün beslenmeni düşürüp makinenin ayarlarını artırmışlar maalesef. Makineden ayırma işlemini biraz daha erteleyeceklermiş. Epey bir canım sıkıldı. Otobüste ağlamayayım diye hastanenin bir köşesinde ağlayıp öyle döndüm eve.

 

20 Şubat 2007 (107. gün)

Bugün Fakülteden akşam görüşmek için çağırdılar. Bazı gelişmeler olduğunu söylediler. Bir an için beni içeriye çağıracaklarını düşündüm. Ama maalesef senin bir havale geçirdiğini öğrendim. Saat 10.00 gibi yaklaşık 45 dakika süren bir havalen olmuş. Beslenmeni tamamen kesmişler. Bu durumun ilerisi için bir etki bırakacağını söylediler. Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler. Çok üzüldük ama seni görünce moralimiz düzeldi. Kıpır kıpır oynuyorsun çünkü.

 

23 Şubat 2007 (110. gün)

Belinden su alıp bakmışlar bugün. Menenjitin de varmış. Bir de “Klepsiella” diye mikropların en şiddetlisine yakalanmışsın maalesef. Zaten yakalanmadığın mikropta kalmamış. Doktor Hilal hanım bu yaşadıklarının muhakkak bir sekel bırakacağını söylüyor. Ya yürüyemeyecek, ya konuşamayacak, ya duyamayacak, ya da göremeyecekmişsin. Ama ben Rabbimden bir mucize bekliyorum.

 

1 Mart 2007 (117. gün)

Bugün baharın ilk günü, seninle girdiğimiz ama sensiz girdiğimiz baharın ilk günü. Baban akşamüzeri arayıp “Hastaneyi bir arasan. İçim sıkıntılı” dedi. Aradım. Bugün seni makineden ayırmışlar. Akşamüstü fenalaştığın için tekrar bağlamışlar.

 

4 Mart 2007 (120. gün)

Güzel haberi vermek bana değil, babana nasipmiş. Bu sabah ayırmışlar yavrum seni makineden.

 

6 Mart 2007 (122. gün)

Doktor Zuhal hanımın söyledikleri ve o güler yüzü aklımdan çıkmıyor. “Annesi Bebek Şen’i tüpten ayırdık. Bugün 3 gün oldu. Yaklaşık 15 gündür havalesi de yok. Beslenmesi 40 ml. Kilosu 2 kilo 75 gram. Kan değerlerinde bir anormallik yok”. Bunları duymak için aylardır bekliyoruz. Böyle giderse yakında beraberiz yavrum.

 

9 Mart 2007 (125. gün)

Ağzından öyle çok köpük geliyor ki Doktor Hilal hanım onları çok zorladığını söyledi. Yarım saatte bir aspirasyon yapıyorlarmış. “Bebek Şen için bir rekor 6 gün tüpten ayrı kalmak. Yeter ki tüpe bağlamayalım” diyor.

 

11 Mart 2007 (127. gün)

Canım oğlum. Bugün camları okşadım seni severken. Nasıl tatlı olduğunu bir bilsen! Sanki hiç hastalığın yokmuş gibi bakınıp duruyorsun. Bugün ilk defa seni ağzında solunum cihazı yokken gördüm.

 

16 Mart 2007 (132. gün)

Doktor Hilal hanım senin mucizelerin bebeği olduğunu, yüzlerini güldürdüğünü, bakışlarının cin gibi olduğunu ama bir türlü biberonu tutamadığını söylüyor. Ha gayret yavrum, sırada ağızdan beslenmek var. Dün akşam ilk defa banyo yapmışsın.

 

19 Mart 2007 (135. gün)

Bugün kuvöz içi oksijene geçmişsin. Belinden su almışlar yine. Sonuçlar iyiymiş çok şükür. Bugün senin kıyafetlerini yıkadık. Eee benim çantam hazır zaten.

 

20 Mart 2007 (136. gün)

Dün akşam beslenmeni kusmuşsun. Ateşin de yükselmiş. Bu durum kavuşmamızı biraz erteleyecekmiş.

 

24 Mart 2007 (140. gün)

Akşam ziyaretine geldiğimizde hemşire ablan enjeksiyon yaptı sana. Ağladın. Kuvözünü sallayıp “Bak anne geldi” dedi. Sustun, sanki anlamış gibi.

 

29 Mart 2007 (145. gün)

Demek 145. gününde nasip olacakmışsın kucağıma. Aylardır beklediğim telefon geldi bugün. Doktor Zuhal hanımın o neşeli sesi hala kulaklarımda. “Annesi. Bebek Şen’i kuvözden çıkarıyoruz bugün. Sizi çağırmak için aradık”. Yanına geldiğimde seni kucağıma Doktor Okan bey verdi ve “Şimdi sen 5 aydan beri ilk defa mı kucaklıyorsun yavrunu?” dediğinde tıpkı Zuhal hanınım aradığında olduğu gibi ağladım. O gece nöbetçi olan Doktor Okan bey sık sık yanımıza geldi. Başını okşarken “Bu gece dünyanın en mutlu bebeği Bebek Şen” dedi.

Ben bu satırları yazarken sen yanımda mışıl mışıl uyuyorsun. Sonunda oldu işte. Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

 

İşte böyle benim hikayem. Yoğun bakım ünitesinde geçirdiğim 145 günün sonunda anneme kavuşmuştum. Hastanede annemle birlikte 26 gün geçirdim. Bu süre içerisinde Kraniyal MR’ım çekildi. Geçirdiğim havale, beyin kanaması ve aylarca solunum cihazına kalmamdan dolayı beynimde hasarlar oluşmuş. Tıpçası “Periventriküler Lökomalazi”.

 

Taburcu olduğumda evde kullandığım ilaçlarım ve buhar tedavim vardı. Şu an sadece havale ilacı kullanıyorum. 16 Mayıs 2007’de çift taraflı kasık fıtığı ameliyatı oldum. Halen daha Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde Pediatrik Nöroloji, Pediatrik Göz, Yenidoğan, İmmunoloji ve Aşı Polikliniklerinde düzenli olarak takip ediliyorum. Duyma ve görme de herhangi bir sıkıntım yok. Taburcu olduktan sonra hiç havale geçirmedim. Canımı en çok sıkan ve acıtan şey kan tahlilleri. Beslenme benim için hala çok ciddi bir sorun. Yola 770 gramla başlamıştım, şu anda da 7 kilo 700 gramım. Haa bu arada okula başladım. Adapazarı’nda bulunan “Özel İlgi Eğitim Merkezi”ne gidiyorum. Havva öğretmenimi de çok seviyorum. Bu arada artık yürüyebiliyorum. :)

 

Son olarak; benim bu günlere ulaşmamı sağlayan, gecelerini gündüzlerine katan, beni kendi çocukları gibi gören, durumum kötüleştiğinde üzülen, olumlu bir gelişme olduğunda sevinen, kısacası 6 ay boyunca iğneyle kuyu kazan Kahramanlarım;

 

Profesör Doktor Nilgün Köksal’a, Doktor Merih Çetinkaya’ya, Doktor Hilal Özkan’a, Doktor Özlem Özdemir’e, Doktor Zuhal Yıldırım’a, Doktor Okan Akacı’ya, Doktor Nalan Yıldız’a, Doktor Yücehan Albayrak’a, Doktor Demet Şahin’e ve tüm Yenidoğan personeline kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum.

 

10 Ekim 2008, Sakarya

 

 

Ana Sayfa | Yukarı Çık | Geri Dön